Başlıklar


Editörden: Kültürsüz Medeniyet, Şehirleşme, Kalkınma Olmaz. Ancak Cumhuriyet İktidarlarımızın Kayıp Halkası Maalesef KÜLTÜRDÜR.

Türkiye'nin 2023 Vizyonunda bu kez, Tek Parti döneminin hatalı kültür politikalarında olduğu gibi Batı kültürünü taklit ederek Batılılaşmak değil veya bu politikaları eleştirdiği halde yerine yeni Kültür politikaları geliştirmeyip kültürsüzleşerek değil artık kendi kültürümüzü yükselterek "dünya medeniyeti olmak" politikaları yer almalıdır. Halkımızın büyük teveccühü ile iktidara gelerek önemli bir fırsatı yakalamış görünen hükümetimizin 2023 ve 2071 vizyonu olarak belirlediği hedeflerde, kültür ve medeniyet vizyonu ve uygulama programı öncelikle yer almalıdır. Şayet Türkiyeyi Cumhurbaşkanımızın vurguladığı gibi "Batıyı da aşarak" dünya Medeniyetini temsil eden bir kültür-medeniyet seviyesine çıkartmayı hedefliyorsak önce mensubu olduğumuz İslâm kültür ve medeniyeti içinde birlikte yükselmemiz gerekmektedir. İslâmın Biruni'nin tarifi ile Batı medeniyetini de temsil eder hale geldiği yükselme döneminde olduğu gibi bir kültür ancak, tevarüs edilen bilgiyi kendi kültür ve medeniyeti içinde değerlendirip, kendine göre çözümleyebildiğinde kendisi ile birlikte mensubu olduğu kültür ve medeniyeti de yükseltmiş olur. Böylece bir kültür, Biruni'nin aşağıda anlatacağımız tahlilinde belirttiği gibi sadece Batı medeniyetinin değil Doğu-Batı dünya medeniyetinin de öncüsü olabilir. Daha önce İslâm medeniyetinin ulaştığı bu başarıyı ilk kez Biruni eserinde ilk İslâm medeniyetini kabul eden şehir olan "Medine"den türettiği "temeddün" yani medenileşmek kavramını kullanarak çok veciz örneklerle anlatmıştır. Darısı Türkiye'mizin başına. Prof.Dr.Ahmet KALA.

Cumhuriyet İktidarlarının Kayıp Halkası: KÜLTÜR

Kültür-Medeniyet kavramı ilk kez İslâm dünyasında geliştirilmiştir. Peygamberimiz Hz.Muhammet (s.a.v), İslâmı kabul eden ilk şehir olarak davet etmeleri üzerine hicret ederek geldiği Yesrib şehrinin adını İslâmı ilk kabul eden şehir olmanın şerefine “aydınlanmış şehir” anlamına gelen “Medine-i Münevvere” ismini vererek taltif etmişti. Böylece artık bu ilk İslâm şehri Medine’nin bilgi ile aydınlığa kavuşarak yeni bir medeniyetin şehri olduğunu vurgulamıştı. İslâm medeniyetinin temeli bu aydınlanmış şehirde atılmış, Peygamberimizin vefatından sonra (H.10/ 632) müslümanlar ittifaken hicret yılı olan 622 yılını, İslâm medeniyetin ilk yılı, 1.hicri yıl olarak kabul ederek İslâm takvimini bu bu yılla başlatmışlardır.

Bu nedenledir ki, asrının müceddidi olarak ünlenen Gazne Türk-Hint Devleti medreselerinin Baş Müderrisi Biruni (973-1048) dünya tarihinde ilk kez medeniyet kavramını eserlerinde ele alıp anlatan alim olarak, bu kavramı “medine” kökünden türettiği “temmeddün” terimi ile tanımlamış, medeniyetin ne olduğunu ve nasıl geliştiğini ayrıntılı anlatmıştır. (Kaynak: Birunî; Kitâbu’l Cemâhir Fi’l-Cevâhir, El Yazması Kitap, Mukaddime kısmı varaklar: 1-25. Bu kısmın çevirisinde katkıları için Yavuz UZGUR hocamıza ayrıca müteşekkirim. A.K.).

Biruni’nin medeniyetle ilgili temel tespiti-tezi bugün de önemini korumaktadır. Biruniye göre; “Allah insanları maddi-manevi ihtiyaçlarını karşılamak mecburiyeti içinde yaratmış olup böyle muhtaç yaratılmanın hikmet dolu çok büyük bir manası vardır. Çünki Allah insanları medeni yaratmıştır. Yani, insanlar  ihtiyaçlarını karşılamak için birbirine muhtaç olduğundan böylece Allah İnsanları gerçekte medeni olarak yaratmıştır. İnsanlar maddi-manevi ihtiyaçlarını karşılamak için birbirlerine ihtiyaç duyarlar. Bunun için gruplaşırlar, topluluklar, cemiyetler, ülkeler kurarlar. Diğer yandan insanın anarşiye mütemayil nefsani mizacı nedeniyle hem topluluk içinde hem de topluluklar arasında daima rekabet, dostluk, düşmanlık, barış ve savaş vardır. Medeniyetler böylece var olur veya çökerler.

Biruni’ye göre medeniyetler arasında insanları doğru yöne ileten maddi ve manevi ihtiyaçlarını her yönüyle karşılayan medeniyet, Medine’de temeli atılarak dünyaya yayılan İslâm Medeniyetidir. Bunun nedenlerini anlatırken Biruni yine ilk kez dünya medeniyetlerini Batı ve Doğu medeniyetleri olarak ikiye ayırmış, İslâm Medeniyetini Batı medeniyeti içinde değerlendirmiştir. Çünki İslâm medeniyeti kendisinden önceki eski medeniyetlerin varisi olduğu gibi, 8-10.yüzyıllar arasında 300 yıl boyunca kesintisiz Batı medeniyetinin daha önceki maddi-manevi tüm bilgi birikimini araştırıp, çeviriler yapıp, inceleyip, eleştirel gözle anlayıp tevarüs ettirerek daha da geliştirmiş, tercüme-özümseme döneminden sonra İslâm anlayışına göre çözümlemeler (sentez) yapmışlardı. Bunu yaparken aynı zamanda Roma ve Sasani İmparatorluklarını yenerek Kuzey Afrikayı fethedip Cebeli Tarık Boğazından Batı Avrupa topraklana geçip fethetmişler, böylece İslâm hem bilgi üretimi ve hem de gücüyle mensubu olduğu Batı Medeniyetinin öncüsü haline gelmiş, 8. yüzyıldan itibaren tartışmasız Batı medeniyetinin temsilcisi artık İslâm medeniyeti olmuştu. İslâmın Batı medeniyetini temsil ettiği bu dönemde, Müslüman olmayanlara  “ehli zimmet” statüsü vererek yani korumaları altına alarak kendi kültür ve inançlarına göre yaşama özgürlüğü tanımışlar böylece diğer kültür ve medeniyetlerin olduğu gibi, Hıristiyan ve Yahudilerin de hamisi olarak Müslüman olmayan kültürleri de İslâm Medeniyeti şemsiyesi altına toplamışlardı.

Diğer yandan fetihlerine doğuya doğru da devam eden Müslümanlar, Orta Asya’da göçebe imparatorluklarını yenerek Doğu Anadolu ve İran üzerinden Çin’e kadar Orta Asya topraklarını hızla fethetmiş, Suriye, Irak, Doğu Anadolu, İran ve Orta Asya bölgelerdeki ahalinin önemli kısmı İslâmı kabul ederek Müslüman olmuşlardı.

Bu yönüyle doğu medeniyetlerini de değerlendiren Biruni, Çin ve Hindistan’la birlikte Doğu medeniyeti içinde olan Göçebe Türklerin, Müslüman olduktan sonra özellikle 9.yüzyıldan itibaren önce Müslümanlardan Batı medeniyetini tevarüs ettirdiğini, kendi yaşadığı döneminde 10. yüzyılda Samani, Karahanlı, Gazneli daha sonra bunların yerine geçen Selçukluların 11. yüzyıldan itibaren İslâm dünyasını  içine alan güce eriştiklerini söyleyerek önemli bir tanımlamada daha bulunmuştur.

Biruni 10.yüzyıldan itibaren iç çatışmalarla gücünü iyice kaybetmiş olan Abbasi Halifelerini himayelerine alan Müslüman Türlerin kurdukları Devletlerin artık hem doğu hem de Batı medeniyetini birlikte temsil eden öncü medeniyetler haline yükseldiklerini söyler.

Bu önemli gelişmeyi vurgulayarak buradan hareketle yine eserlerinde ilk kez “dünya medeniyeti” kavramını dile getiren Biruni, Müslüman Türk devletleriyle birlikte 10.yüzyıldan itibaren İslâm Medeniyetinin hem Doğu hem de Batı medeniyetini temsil eden bir dünya medeniyetine dönüştüğünü belirtmiştir.

Selçuklu medeniyeti üzerine önemli araştırmalar yapan ve yayınlayan merhum Osman TURAN, Müslüman Türk Devletlerinin İslâm Medeniyetini dünyaya yayma gayesini bir mefküre (ideal) haline getirdiklerini belirterek bunu “Cihan Hakimiyeti Mefküresi” olarak adlandırmıştır. TURAN bu ideal anlayışı tanımlarken, diğer medeniyetleri yok etmeyi değil farklı medeniyetlerle birlikte yaşama fikrini içeren bu ideali “cihanşumul medeniyet anlayışı” olarak tespit etmiştir. (Kaynak: Osman TURAN; Türk Cihan Hakimiyeti Mefküresi Tarihi, Ötüken yay.)

Biruni medeniyetleri ileri götüren kültürler-milletler üzerinde de önemli tespit ve değerlendirmeler yapmıştır. Önce Arap İslam kültürü öncülüğünde İslâm medeniyeti yükselirken İslâmi gruplar ve kültürler arasındaki çatışmalar, rekabet nedeniyle zamanla Müslüman Arap öncü kültürün içinde Ehli Beyt’in yerini  Emevilerin aldığını, Türklerin Müslüman olmasından sonra destekledikleri Ehli Beyt mensuplarının yeniden güç kazanıp Abbasilerin öncülüğünde tekrar iktidarı ele geçirdiklerini anlatmıştır. Ancak Abbasi- Emevi çekişmeleri ve ayrıca Bâtınî hücumları altında zamanla Abbasilerin devlet gücü ortadan kalkarken sadece Halife ve Hilafet gücü ayakta kalabildi. Halifeliği ayakta tutan güç ise büyük ölçüde Karahanlı, Gazneli ve bunların yerini alan Selçuklu devletlerinin Abbasi hilafetini tanımaları, askeri olarak da desteklemeleri idi. Abbasi Halifeleri de bu Müslüman Türk devletlerini tanıyarak bunların  İslâm medeniyetinin öncü devletleri  olduğunu İslâm alemine ve dünyaya ilan ettiler.

Biruni’nin bu tespit ve tezleri bizlere günümüz için de son derece aydınlatıcı fikirler vermektedir. Bir millet (yani kültür-hars) önce kendi mensup olduğu kültür ve medeniyet içinde gelişerek mensubu olduğu medeniyeti yükseltebilir ve temsil eder hale gelebilir.

Tüm bu tespitleri Türkiye ile ilişkilendirebiliriz. Şayet Türkiyeyi Batıyı da aşarak dünya Medeniyetini temsil eden bir kültür-medeniyet seviyesine çıkartmayı hedefliyorsak önce mensubu olduğumuz kültür ve medeniyetimiz olan İslâm kültür ve medeniyeti içinde yükselmemiz gerekmektedir. İslâmın Biruni’nin tarifi ile Batı medeniyetini de temsil eder hale geldiği yükselme döneminde olduğu gibi  bir kültür ancak, tevarüs edilen bilgiyi kendi kültür ve medeniyeti içinde değerlendirebildiğinde,  kendine göre çözümleyebildiğinde kendi ile birlikte mensubu olduğu kültür ve medeniyetini de yükseltmiş olur. Böylece bir kültür, Biruni’nin belirttiği gibi sadece Batı medeniyetinin değil doğu-batı dünya medeniyetinin de öncüsü olabilir.

Cumhuriyetin ilk dönemlerinde yapılan hata da tam buradadır. Cumhuriyeti kuranlar Türkiye’nin bir an önce medeni ülkeler arasında yer alması için Batı medeniyetini sanki kendi kültür ve medeniyetleri gibi taklit ederek buna da “Batılılaşmak” diyerek ileri medeniyete ulaşabileceklerini zannetmişlerdi.

Halbuki kültürsüz medeniyet olmaz. Medeniyet, öncelikle mensubu olan kültürlerin (Milletlerin-ülkelerin) kendi maddi-manevi ihtiyaçlarını karşılama becerisi ve başarısı olduğundan bir şekil-biçim olmadığından taklit edilerek elde edilemez. Öncelikle ihtiyaçlarımızı karşılayabilme başarısına erişmek gerekir. Zaten bir millet (kültür-hars) kendi ihtiyaçlarını diğerlerinden daha iyi karşılamayı başardığında önce mensubu olduğu medeniyetin en gelişmişi ve öncüsü olur. Medeniyetler de birbirleriyle böylece rekabet ederek gelişirler.

Cumhuriyeti kuranların Batılılaşmak diye tarif ettikleri Batı kültür ve medeniyetini şeklen-biçim ve yaşantıda taklit etme çabaları içinde yaşanan süreçte maalesef bırakın Batıyı yakalamayı, Batıya iktisaden daha da bağımlı hale gelinmiştir. Türkiye uzun süre medenileşmeyi öncelikle kendi maddi-manevi ihtiyaçlarını karşılamak olarak görmediğinden ve hedeflemediğinden takliden-şeklen Avrupa tarzında yaşamak için gerekli ihtiyaçları, giyim-kuşam, yeme-içme, ev tefrişi vb. Batıdan ithal etmeye başlayarak kendi iç üretimine talebi azaltmış, sonuçta özgün üretimini dahi uzun süre  terk etmiştir.

Tek parti dönemi sonunda 1950 yıllarına gelindiğinde Türkiye İktisaden geri kalmış, ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz az gelişmiş bir ülke, yani az gelişmiş bir kültür ve medeniyet haline düşmüştür. 30 yıl süren bu süreçte  Batı ile olan iktisadi-sosyal medeniyet farkımız azalmamış aksine daha da artmıştır. Kültür ve Medeniyet taklit edilerek gelişmediği gibi aksine bu milli kültürümüzde yozlaşarak bozulmaya yol açmıştır.

Üstelik hedeflenen kültür ve medeniyetimizi yükseltmek ise bunun için öncelikle kendi ilim, sanat ve zenaatimizi, bilim, teknik ve teknolojimizi geliştirmemiz gerekir ki bunlar olmadan bize özgün ürünleri nasıl geliştirebiliriz, üretebiliriz ve dünyaya ihraç edebiliriz.

Kültür ve medeniyetimiz, Batılılaşmak gibi yanlış bir tanımlama uğruna Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren gelişmediği gibi büyük ölçüde içeriğini kaybeden boş bir şablona dönüşmüştür. Bu şablon kültür ve medeniyet politikalarını eleştirerek iktidara gelen hükümetler döneminde ise yeni bir kültür medeniyet vizyonu tanımlanmamış olduğundan bu iktidarlar önceki dönemlerin Laik Avrupa merkezli kültür politikaları döneminde yapılan faaliyetler kadar bile varlık gösterememişlerdir.

Kültür ve medeniyetimizi geliştirme vizyonumuz öncelikle bir millet-devlet-hükümet vizyonu olarak eşgüdümlü tanımlanarak programlanmalıdır. Daha önceki Cumhuriyetin kültür politikalarını eleştiren ama yerine yeni politikalar koyamayan bir Türkiye, kültür ve medeniyetimizi geliştiremez.

Halkımızın büyük teveccühü ile iktidara gelerek önemli bir fırsatı yakalamış görünen hükümetimizin 2023 ve 2071 vizyonu olarak belirlediği hedeflerde, kültür ve medeniyet vizyonu ve uygulama programı öncelikle yer almalıdır. Bu dönemde, daha önce Batılılaşma hedefi gereği Avrupa kültür ve medeniyeti ile ilgili sürekli bilgi ithal eden konumda olan Türkiye artık dış dünyaya dönük olarak kendi kültür ve medeniyetine dayalı ürettiği özgün bilgiyi-ürünlerini ihraç edebilen Türkiye olmalıdır.

İçe dönük olarak da artık Türkiye, birlik ve beraberlik içinde yaşama kalitemizi arttıracak kültür ve medeniyet çözümlemeleri geliştirerek ve bu çözümleri uygulamaya koyarak  birlikte yaşama sevincine kavuşmuş olarak kendine ve dünyaya güven veren bir Türkiye olmalıdır.

 

 

1 comment

Posts Carousel

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *

Cancel reply

1 Comment

  • ASİYE DESTAN DEĞİRMENCİ
    28 Aralık 2015, 00:27

    Comment *

    REPLY

Latest Posts

Top Authors

Most Commented

Featured Videos